Archive for the ‘Doğum’ Category
Üreme Sağlığındaki Yanlışlar
Kanser hastaları çocuk sahibi olamazlar, anne olmamış kadınlara spiral takılmaz… Üreme sağlığı hakkında toplumda ‘doğru’ bilinen yanlış bilgiler anne baba adaylarının gereksiz yere endişe etmelerine, hatta tedavi için hekime başvurmada gecikmelerine bile yol açabiliyor! Sahi nedir bu hurafelerin doğruları?
Doğum kontrol hapları kısırlığa yol açar, kanser hastaları çocuk sahibi olamazlar, istenilen her yaşta anne olunabilir… Toplumda üreme sağlığı hakkında yerleşmiş olan “yanlış” bilgiler bir yandan anne baba adaylarının gereksiz yere kaygıya kapılmalarına veya suçlanmalarına, diğer yandan da ‘nasıl olsa çocuk sahibi olamayacağım’ düşüncesiyle tedavi için hekime başvurmakta gecikmeleri gibi ciddi sorunlara neden olabiliyor! Peki ya bu hurafelerin doğrusu nedir? Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Tansu Küçük, üreme sağlığı hakkında toplumda yerleşmiş olan ‘yanlış’ bilgilerin ‘doğru’larını anlattı!
1. YANLIŞ: Doğacak bebeğin cinsiyetini anne belirliyor.
Kadının genetik yapısı 46XX şeklindedir ve tüm hücrelerinde x kromozomu vardır. Erkeklerin genetik yapısı ise 46xy’dir. Dolayısıyla bazı sperm hücrelerinde x bazılarında ise y kromozomu vardır. Y kromozomu taşıyan bir sperm yumurtayı döllerse erkek bebek, x kromozomu taşıyan bir sperm yumurtayı döllerse kız bebek oluyor. Dolayısıyla doğacak bebeğin cinsiyetini kadın değil, erkek belirliyor. Tüp bebek ile seçilip yumurtaya enjekte edilen spermin genetik yapısına ise bakılamıyor. Ancak oluşan embriyonun genetik yapısı incelenerek kız ya da erkek olduğu belirlenebiliyor. Cinsiyet seçimi ülkemizde sadece tıbbi sebeplerle yapılabiliyor.
2. YANLIŞ: Kanser hastaları çocuk sahibi olamazlar.
Kanser tedavisi; cerrahi, kemoterapi veya radyoterapi şeklinde uygulanıyor. Bu tedaviler, sperm ve yumurta gibi üreme hücrelerini üreten testis ve yumurtalığa hasar verebiliyor. Bu nedenle tedavi öncesinde hastadan doku veya hücreler alınıp -196°C de dondurularak ileride kullanılmak üzere saklanabiliyor. Bu yenilik çocuk yaştaki kanser hastalarına da umut oluyor. Kanser olan hastanın evli olduğu durumlarda tüp bebek teknolojisiyle embriyo elde etmek ve bunu aynı şartlarda dondurarak saklamak çok daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. İyileşme tamamlandığında embriyo annenin rahmine transfer edilerek hamilelik elde ediliyor.
3. YANLIŞ: Cinsel ilişkide bulunmamak veya hamile kalmamak yumurtaları koruyor.
Kız çocukları yumurtalıklarında bir milyon civarında rezerv, yani biyolojik çeyiz ile doğuyor. Ergenlik ile birlikte adet kanamaları ve yumurtlamaları başladığında her ay bir yumurta üretilirken, neredeyse bin tanesi ise ölüyor. Ve bir gün bu biyolojik çeyiz tükeniyor. Sanılanın aksine cinsel hayat, hamilelik sayısı veya doğum kontrol hapı kullanımı bu seyri değiştiremiyor.
4. YANLIŞ: Genetik hastalığı olanlar sağlıklı bebek sahibi olamazlar.
Genetik hastalıklardan bazıları, hem anneden hem de babadan gelen hastalıklı gen olmasını gerektirirken, bazıları ise tek bir hastalıklı gen ile ortaya çıkabiliyor. Böyle durumlarda tüp bebek işlemi uygulanıyor ve embriyolar laboratuar ortamında elde ediliyor. Genetik bölümde incelenen embriyoların hangisinin sağlam, hangisinin hasta ve hangisinin taşıyıcı olduğu “Preimplantasyon Genetik Tanı” yöntemiyle tespit edilerek uygun embriyolar rahme transfer ediliyor. Aynı yöntem sayesinde risk grubunda olan 35 yaşından büyük kadınlar da Down sendromu olmayan sağlıklı bebekler doğurabiliyor. Preimplantasyon Genetik Tanı ile ailedeki hastalıklı bireye doku ve organ bağışı yapabilecek şekilde genetik uyumu olan bebek de elde edilebiliyor.
5. YANLIS: Sperm sayımında hiç sperm bulunmayan erkekler baba olamazlar.
“Azospermi” adı verilen bu durum 2 ana nedenle oluşuyor: Birincisi, üretilen spermin çıkış yollarının tıkalı olması. Bu durumda testislerden biyopsi ile sperm elde etmek yüzde 100 oranında başarı sağlıyor. Elde edilen sperm ya eşinin yumurtasına enjekte edilerek embriyo oluşturuluyor ya da dondurularak saklanabiliyor. İkincisi ise çok az sperm üretildiği için sperm bulunamayan erkekler. Bu durum bazı genetik hastalık ya da enfeksiyon nedenliyle oluşuyor. Bu sorunu yaşayan erkeklerde bile “Mikro Tese” yöntemiyle mikroskop altında biyopsi yapılarak sperm bulunabiliyor.
6. YANLIŞ: İlk tüp bebek denemesi başarılı olmaz.
Ülkemizde Mart 2010 tarihindeki bir yönetmelikle ana rahmine transfer edilen embriyo sayısına düzenleme ve sınırlama getirildi. Bu düzenlemeye göre; 35 yaşından daha genç kadınlarda 1. denemede ve 2. denemede 1 embriyo, diğer tüm durumlarda ise 2 embriyo verilebiliyor. Çoğul hamilelikleri azaltmaya yönelik bu uygulamanın tüp bebekteki hamilelik şansını da bir miktar azaltması beklenebilir. Ancak transfer edilecek embriyonun çok dikkatli seçimi, “metabolomics” yöntemi uygulaması veya 5. gün embriyo (blastokist) transferi gibi yöntemlerle hamilelik oranı eski düzeylerde tutulmaya çalışılıyor. Zaten tüp bebek ekibinin en büyük isteği de daha ilk denemede tekil bir hamilelik elde etmek.
7. YANLIŞ: Doğum kontrol hapları kısırlığa yol açıyor.
Eski doğum kontrol hapları içinde yer alan progestinler ödem ve kilo artışına yol açıyordu. Ancak günümüzün modern hapları bu tarz yan etkiler oluşturmuyor. Modern doğum kontrol hapları çok düşük doz kadınlık hormonu östrojen ve kaliteli progestin, yani yumurtlama hormonu içeriyor. Kullanılmaya başlandığında yumurtalıklar dinlenmeye çekiliyor ve yumurtlamayla birlikte yumurtalıkların yaptığı tüm hormon salgılaması duruyor. Kaynağı kadının kendi yumurtalıkları olan erkeklik hormonu androjen de salgılanmıyor; bunun sonucu olarak tüylenme ve sivilceler azaldığı gibi, adet düzensizliği sorunu da kayboluyor. Doğum kontrol haplarının kısırlık yapmaları da mümkün değil. Çünkü etkileri zaten sadece 1 gün sürdüğü için her gün alınmaları gerekiyor; bırakılınca da etkileri hemen kayboluyor.
8. YANLIŞ: İlk hamileliğini kürtajla aldıran kadınlar bir daha hamile kalamazlar.
Gerektiği derinlikte, rahim içine zarar vermeden yapılan, içeride parça kalmayan ve enfeksiyon için önlemleri alınmış kürtajlar sonraki hamileliği zarar vermezler. Ancak, yine de hatırlatmak gerekir ki kürtaj bir aile planlama yöntemi değildir. Kürtaj bebeğin anormal olduğu durumlarda, hamileliğin anne hayatını tehdit ettiği durumlarda ve tecavüz gibi istenmeyen hamilelik durumlarında uygulanması gereken bir yöntem. Hamilelikten korunmak için modern yöntemleri tercih etmeniz gerekiyor.
9.YANLIŞ: Hamileliği önlediği için doğum yapmamış kadına spiral takılmaz.
Spiral enfeksiyon yapmıyor ama enfeksiyon varmış gibi bir reaksiyon doğuruyor. Bu reaksiyon nedeniyle salgılanan maddeler de rahim içini hamileliğe uyumsuz hale getiriyor. Bu etki spiral durdukça devam ediyor, çıkarılınca düzeliyor. Ayrıca, bazı spirallerdeki bakır sperm öldürücü etki yapıyor. Hormonlu spiraller aynı zamanda rahim ağzı salgı yapısını ve rahim içini değiştirerek hamileliği önlüyor. Damar veya karaciğer hastalığı gibi çeşitli nedenlerle diğer yöntemleri kullanamayan doğum yapmamış kadınlara da spiral takılabiliyor. Ancak, her 6 ayda bir kontrol edilmesi gerekiyor.
10. YANLIŞ: İstediğim her yaşta çocuk doğurabilirim.
Türkiye’de ortalama menopoz yaşı 48 yıldır. Ancak menopozdan 10 yıl öncesinden başlayarak hem doğal, hem de tüp bebek yoluyla hamile kalmak zorlaşmaya başlıyor. Öyle ki 20 yaşındaki bir kadının bir aylık cinsel beraberlik sonrası hamile kalma şansı yüzde 25 iken bu şans 40 yaşında yüzde 5’e kadar düşüyor. Dolayısıyla “çocuk da yaparım kariyer de” sıralamasında çocuğun biyolojik olarak öncelikli olması gerekiyor. Çünkü bazı kadınlarda gelişen erken menopoz bu planları daha da alt üst edebiliyor. Ayrıca yumurtalıkta çikolata kisti ve sık ameliyat geçiren kadınlar ise bu konuda daha da dikkatli olmalılar.
kadn doum,kadın doğum,doğum yapan kadın,dogum yapan kadinlar,dr filip taşhan kadınlar kulubu yorum,kadındoğum,bayan ların cocuk emzırme fılımlerı,kadın domu,kadın doğumyaparken,kadın doÄŸumDoğuma Giderken Ne Alacaksınız
Doğum çantası hazırlığı herkesin bildiği ama hazırlarke de zorlandığı bir durumdur. Tecrübesiz bir anne adayı için neyin gerekli neyin gereksiz olduğuna karar vermesi strese bile neden olabilir. doğuma 2 hafta kala çantanızı hazırlamanız gerginliğinizi azaltacaktır.
Anneye doğum odasında gerekenler
• Orta bot bir bavul
• Mevsime uygun pijama takımı ya da gecelik. Kolay giyilebilen ve emzirmeye uygun olan bir takım olması tavsiye edilir. 2-3
takım olmasında fayda var.
• Mevsime uygun bir sabahlık. Özellikle doğum sonrası ilk yürüyüşlere uyumlu olmasında fayda var.
• Rahat topuksuz bir terlik.
• Bebeğinizi kucağınıza alır almaz emzirmeye başlayacağınızdan emzirme sütyeni size kolaylık sağlayacaktır. 2-3 adet olması
yeterlidir.
• Anne sütünü artırıcı içecekler doğum sonrası odanızda bulunması gerekenler arsında. Doktorunuzun da tavsiye ettiği çay, meyve suyu gibi içecekler sizi rahatlatır.
• Emzirme atleti sırt tutulmasını önleyebilir.
• Hamilelik kilotu. Bu ürün doğum öncesi ve sonrası kullanabileceğiniz size özel tasarlanmış bir iç giyimdir.
• Mevsime uygun çorap.
• Tarak, saç bandı, saç bandı.
• Hijyenik ped. Ne şekilde doğum yaparsanız yapın sonrasında kanamanız olacaktır.
• Göğüs pedi.
• Gögüs ucu kremi.
• Islak mendil. Alerji yapmayan alkolsüz mendiller tercihiniz olsun.
• Dİş fırçası-macunu.
• Makyaj için malzemeler. Bebeğiniz ve siz o an çok güzelsiniz ama fotoğraflarda daha renkli görünmek isteyebilirsiniz.
• Fotoğraf makinası, kamera
• Gelen misafirlere vermek için bebek ikramları
• Bebek odası ve kapısı için süslemeler
• Kimliğiniz, sigorta kartınız, gerekli yasal belgeler
Bebek için gerekli olanlar
• Hastane çıkışı. Bu takım için de zıbınından tulumuna, eldiveninden patiğine kadar bebeğin tam takım ilk giyimleri bulunur.
• Yedek body, zıbın, ikili takım
• Yedek önlük
• Bir kalın ve bir ince battaniye
• Kusmuk bezi. Bu bezler yumuşak kumaştan olduğu için yüz ve ağız temizliğinde çok işe yarıyor.
• Bebek bezi. Bebeğiniz ilk günlerde 6-7 kere kak yapacaktır.
• Bebek saç fırçası. İsteğe bağlı ama saçlı doğan bebekler için gerekebilir.
• Pişik önleyici krem.
• Cildi için bebek kremi ya da yağı
• Yedek şapka, eldiven, çorap
• Yenidoğan ıslak mendili. %100 saf mendil olmasına dikkat edin.
•Bebek taşıma koltuğu. Artık çoğu hastane bu koltuk olmadan hastane çıkışı vermiyor.
Evde gerekenler
• Bebek küveti
• Küvet ağı
• Küvet süngeri ya da filesi
• Bebek şampuanı ve losyonu
• Bebek havlusu
• Göbek temizleme melzemeleri
• İç giyim
• Dış giyim
• Islak havlu mendiller
• Bebek bakım çantası
• Burun aspiratörü
• Alt değiştirme örtüsü
• Yedek önlük
• Sıcak su torbası
• Bebek bezleri
• Bebek bakımı ve sağlığı ile ilgili kitap ve dergiler
Sezaryan Sona mı Eriyor?
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri (TJOD) ve Kadın Doğum Uzmanı Prof. Dr. Cansun Demir, “Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre, sezaryanla doğumda birinci olan Türkiye’de, Sağlık Bakanlığı’nın buna karşı çabalarını olumlu bulduklarını ancak, mevcut şartlar değişmeden bu oranı düşürmenin çok zor olduğunu” söyledi.
Prof. Dr. Demir, anne karnındaki bebeğin vajinal yol ile doğmasının mümkün olmadığı durumlarda karın duvarı ve rahme yapılan cerrahi kesiden bebeğin doğumunun gerçekleştirilmesi işlemi olan sezaryanın birinci sınıf bir ameliyat olduğunu, tercih edilmesi gereken yöntemin bebek ve anne için herhangi bir risk söz konusu değilse normal doğum olduğunu bildirdi.
Demir, sezaryanla doğuma, anneye ya da bebeğe ait nedenlerle başvurulabildiğini belirterek, “Çoğul gebelik, bebeğin rahim içindeki pozisyonunun uygun olmaması, rahim ağzının destekleyici ilaçlara rağmen açılmaması ve rahim kasılmaları anneye ait nedenlerdir. Bazen de bebeğin göbek kordonunun sıkışması ve plasentadan bebeğe yeterli kan gidememesi, anormal kalp atışları gibi nedenler sezaryanı zorunlu kılabilir” dedi.
Son 20-30 yıldır moda gibi hemen hemen her iki kadından birinin tercih ettiği sezaryanla doğumu bir değil birkaç faktörün tetiklediğini, bu faktörlerin başında ağrı korkusu ve hastane şartlarının olumsuzluğunun yanında bilin çsizliğin de geldiğini ifade eden Demir, şunları söyledi:
“Türkiye’de yüzde 48′lerde olan sezaryanla doğum oranı bazı Avrupa ülkelerinde bunun yarısı bile değil. Avrupa ortalaması yüzde 20 olan sezaryanla doğumda İtalya da bizden geri kalmıyor. Orada yüzde 40′larda olan sezaryanla doğum Amerika’da ise yüzde 30′lar civarında. BM raporuna göre, sezaryen ile doğumda birinci olan Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın bu duruma karşı çabalarınını olumlu buluyoruz. Ancak mevcut şartlar değişmeden bu oranı düşürmek çok zor olacak.”
DOĞUMHANELERDEKİ KOĞUŞ SİSTEMİ
Demir, doğumhanelerde, koğuş sistemiyle 5-10 kadının birlikte doğum yapması yerine tek kişilik odaların düzenlemesinin kadınları normal doğuma teş vik edeceğini savunarak, “Çünkü, hemcinsleri de olsa kadınların doğum sırasında birbirlerini görmesi psikolojiyi olumsuz etkiliyor. Doğum sancısı bekleyen kadın çığlıklar içinde bir başka kadının doğum yapmasına tanık oluyor. Sağlık Bakanlığı, gerek devlet hastanelerinde gerekse anlaşmalı hastanelerde böyle bir ortama izin vermemeli” dedi.
Kadınlara, “Sezaryan yerine normal doğuma yönelin” demenin çok faydalı olmayacağını, ancak buna rağmen normal doğumun avantajlarının anlatılarak eğitime de ağırlık verilmesi gerektiğini vurgulayan Demir, “Eğitimden çok en etkili yol normal doğum şartlarının iyileştirilmesi olacaktır” dedi.
AĞRISIZ DOĞUM
Sağlık Bakanlığı’nın, sezaryanla doğumların artmasını mercek altına aldığını, sağlıkta dönüşüm politikaları kapsamında da hastaneler uyarılarak normal doğumun teşvik edilmesinin istediğini belirten Demir, “Bu konuda hedefe ulaşabilmek için ağrısız doğumun (epidural analjezi) 200-250 TL civarında olan maliyeti sosyal güvenlik kapsamına alınmalı” dedi.
Ağrısız normal doğumda, anne adayının doğum öncesinde belindeki omurga aralığından bir kateter yardımıyla anestezik madde verildiğini, bunun belden aşağıda ağrının hissedilmesini engelleyen bir işlem olduğunu belirten Demir, bu yöntemle doğum sancılarının karında ve kasıklarda kasılma ve basın ç olarak hissedildiğini, fazla ağrı duyulmadığını kaydetti.
Demir, sezaryanın bir doğum değil, zorunlu kalındığında başvurulan bir ameliyat olduğunu, normal doğumda hasta kısa sürede ayağa kalkıp hastaneden taburcu edilirken, sezaryanda bunun mümkün olmadığının unutulmaması gerektiğini sözlerine ekledi.
Mide Ağrısı Bebekmiş
Düzenli olarak doğum kontrol hapı kullanan Lauren’ın hamile olduğundan haberi yoktu ve zayıf olduğu için fiziksel olarak hiçbir belirti göstermiyordu.
Fotoğrafın sağındaki kare gebeliğin 5.5′uncu ayında çekilmiş. Ancak Lauren’in hamile olduğundan haberi yok.
Güzellik terapisti Lauren, iki hafta önce rutin bir doktor muayenesinde de kan tahlili yaptırdığını ve kilosunu ölçtürdüğünü, ama hamile olduğunun anlaşılmadığını söylüyor.
Lauren, “İnanamadım. Kilo almamıştım, vücudumda bir değişiklik yoktu ve aşermemiştim bile. Biraz göbeğim vardı, ama önemsememiştim” diyor.
20 yaşındaki Lauren, haftasonu ailesiyle birlikteyken mide ağrısı çekmeye başladı. Banyoya gitti ve birkaç dakika sonra doğum başladı. Ailesinden yardım istedi, o sırada ne olduğundan haberi yoktu ve bacaklarının arasından bir şeyin düşmekte olduğunu söylüyordu. Durumu gören yakınları hemen sağlık ekiplerini çağırdı.
Yaklaşık 4 kilogram ağırlığında dünyaya gelen Dylan-James hem annesini hem de doktorları şaşırttı. 50 kilogramdan biraz ağır olan Lauren, “Onca zaman nerede saklanmış bilmiyorum” diyor.
Dr Vajinadan Vajinal Gençleştirme
Lazerle vajinal gençleştirmenin öncüsü, ABD’li Dr. David Matlock Türkiye’de ilk kez düzenlenen 1’inci Uluslararası Kozmetoloji ve Kozmetik Jinekoloji Kongresi için İstanbul’daydı. ABD’de yaptığı televizyon programlarıyla tanınan ve Dr. 90210 diye çağrılan Dr. David Matlocok’un bir başka lakabı da Dr. Vajina. Beverly Hills ve Dubai’de kliniğinin şubeleri bulunan Dr. Matlock, İstanbul’da da bir şube açmaya hazırlanıyor.
Lazerle gençleştirme işlemi ne kadar sürüyor?
Lazerle vajina gençleştirme bir saat sürüyor. Genel veya epidural anestezi altında yapılabiliyor. Hasta aynı gün evine dönebiliyor. 4-7 gün içinde işine dönebiliyor. Operasyondan altı hafta sonra cinsel yaşama dönülebiliyor.
Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz, vajinal estetik yapmaya nasıl karar verdiniz?
14 yıl önce estetik cerrahiye ve lazerle estetik yapmaya merak saldım. O dönemde 34 yaşında dört çocuk annesi bir hastam geldi, idrar kaçırma sorunu vardı. Bu hastada ameliyatı lazerle vajinal iğneleme ve estetik teknikleri bir araya getirerek yapmayı başardım. Hastayı bilgilendirirken vajinal gençleştirme operasyonu yapacağımı da belirttim. Ameliyattan 6 hafta sonra hastam “Artık tam bir kadın oldum ve seksten keyif alıyorum” diye beni aradı. Daha sonra eşi de aradı ve yeni bir yaşama başladıklarını söyleyerek, “Aynı kadınla beraberim ama başka bir eşim oldu” diyerek teşekkür etti. Daha sonra bu hastamın tavsiyle gelen bir arkadaşı cinsel tatmin için böyle bir ameliyat yaptırmak istediğini söyledi. Böylece pek çok hasta gelmeye başladı.
14 yılda kaç hastaya vajinal gençleştirme yaptınız?
Yaklaşık 8 bin hastayı bulduğunu söyleyebilirim. 32 ülkeden hastam oldu bugüne kadar.
Size kimler geliyor, hangi yaş grubu başvuruyor?
Lazerle vajinal gençleştirme cinsel gücü ve fonksiyonları artırıyor. Bunu birçok dergide, yayında anlattım. Bunun üzerine bu amaçla gelen kadınlar arttı. Daha sıklıkla doğum yapmış, orta yaş üzerindeki kadınlar, cinsel sorunlar yaşayanlar ve ekonomik olarak yüksek standart süren kişiler bu yönteme başvuruyor.
Gençleştirme amacıyla neler yapıyorsunuz genital bölgede?
Mayo giydiğinde, spor yaparken daha güzel görünmek istiyor kadınlar. Bir hastam küçük dudaklarının büyük ve geniş olmasından şikayetçiydi. Bir araştırma yaptım ve bu yönde bir yayın bulamadım. Bu nedenle bu ameliyatları da geliştirdim. Daha sonra büyük dudaklar için yağ transferi operasyonlarını geliştirdim.
ABD’de normal doğumlar çoğunlukta. Normal doğuma bağlı sorunlar bu nedenle sık mı görülüyor?
Doğum yapmak çok güzel ama vajeni bozan bir şey. Zaten hastalarımın çoğunluğunu doğum yapmış kadınlar oluşturuyor.
Ameliyatlarda Madonna’nın ‘Like a Virgin’ adlı şarkısını çalıyormuşsunuz doğru mu?
Hepsinde değil. Bir hastam bu şarkıyı istemişti onun isteği üzerine çalmıştık.
Kızlık zarı ameliyatlarını ne sıklıkta yapıyorsunuz?
ABD’de çok sık yapmıyorum. ABD’de moda olan tarafı şu; bazı kadınlar eşlerine doğum günü ya da yılbaşı hediyesi olsun diye kızlık zarı yaptırıyor. Asıl Latin Amarika ve Ortadoğu ülkelerinden yoğun talep geliyor. Beverly Hills dışında Dubai’de bir şubem var. Geçenlerde Suudi Arabistan’dan gelen bir hastaya böyle bir operasyon yaptım. Hasta evleneceği için yaptırmıştı. Hastalar genelde kültürel ve dini nedenlerle kızlık zarı için başvuruyor.
Hiç Türk hastanız oldu mu?
Bu bölgeden daha önce hastalarım oldu. Bu kongreden dönüşte de iki Türk hastaya lazerle vajinal gençleştirme yapacağım.
İstanbul’da şube açak mısınız?
Böyle bir niyetimiz var. Doç. Dr. Ferit Saraçoğlu ve Dr. Marco Pelosi’yle şube açmayı planlıyoruz.
Üzerinde çalıştığınız yeni yöntemler var mı?
Orgazm için kullanmaya hazırlandığımız bir cihaz var. Bu cihazın öyküsü de ilginç. Hastanemde çalışan bir beyin cerrahı bir gün ‘nerve stimulator’ adlı sinirleri uyarmak ve bulmak için kullandıkları bir cihazdan bahsetti. İdrar torbası sinirsel olarak fazla çalışan bir kadında bunu düzeltmek için sinir uyarıcı cihazı kullanırken hastada yan etki olarak orgazm oluştuğunu görmüş. Bu nedenle “Cinsel fonksiyon bozukluğu olan kadınlarda kullanabilir miyiz?” sorusu aklımıza geldi. Şimdi bunun üzerinde çalışıyoruz.
Vücut yağlarıyla kaslı görüntü
12 yıl önce başlattığı ‘Brezilya kalçası’ yöntemiyle pek çok kadını yağ dokusuyla güzel kalçalarına kavuşturan Matlock, “Hastalarımın yüzde 90′ı bu yöntem için başvuruyor” diyor. Yağ transferi yönteminin son yıllarda ‘kaslı görünüm’ için rağbet gördüğünü anlatan Matlock, kendi vücuduna da 2.5 yıl önce yaptırdığı yağ enjeksiyonuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Erkeklerde vücutlarından aldığımız yağı pazularına, karın ve göğüs kaslarına uyguluyoruz. Yağları kasların üstüne enjekte ediyoruz. Yüzde 80-90 kalıcı oluyor ve spor yapmadan kaslı, atletik bir görünüm sağlıyor.”
Röportaj: Ayşegül Aydoğan Atakan
KASLI VAJİNALARNormal mi yoksa Sezaryen mi?
Normal doğum mu yoksa sezaryen doğum mu? Pek çok anne adayı doğum sancısı çekmemek için sezaryen doğum istese de Sağlık Bakanlığı, sezaryen doğumun önlenmesi konusunda çalışmalar yapıyor. Hatta Sağlık Bakanı Recep Akdağ tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryene izin verilmeyeceğini açıklamıştı. Doktorları da sağlıklı olup olmadığı konusunda ikiye bölen bu tartışmaya Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Filip Taşhan da bir görüş verdi.
İdeal olan normal doğum
Doğumun şekline; eğer önceden bilinen belirli bir sebep yok ise, doğumun işaretleri
geldiği zaman karar verildiğini belirten Op. Dr. Taşhan, “Doğum sancılarının başlaması, su gelmesi, nişan (hafif kanama, lekelenme) gelmesi ile doğumun başladığı anlaşılır. Aksi bir durum olmadıkça doğum normal olarak takip edilmeli, takip sırasında gelişecek problemlere göre, gerekli görülürse sezaryen ameliyatı ile doğuma karar verilmelidir. Sezaryen gereksinimi olan durumlar, doğumun takibi sırasında bebek kalp seslerinde zayıflama, anne-bebek ölçülerinin uyumsuzluğu sonucu normal doğumun mümkün olmayacağı durumlar” dedi.
“Doğum başlamadan sezaryen olacağı bilinen vakalar ise, önceki doğumu sezaryen ile gerçekleştirilmiş gebeler, ultrasonografide bebeğin yan veya ters durması, anatomik olarak şekil bozukluğu (pelvis darlığı), plasentanın (bebeğin eşinin) yerleşim bozukluğu (plasenta previa) gibi durumların olduğu gebelikler” diyen Op. Dr. Taşhan resmi web sitesindeki makalesinde şöyle devam etti: “Normal doğum sonrası lohusaların, normal hayatlarına ve aktivitelerine dönmeleri her zaman daha kolay olacaktır. Gelişen teknoloji, kısa ameliyat süreleri söz konusu olsa dahi sezaryen sonuç olarak bir ameliyattır. Mümkün olduğu kadar doğumun şekli “normal doğum” olmalıdır. Normal doğum; gelişen anestezi yöntemleri ile artık hanımların korkulu kabusu olmaktan çıkmıştır. Spinal-epidural anestezi yöntemlerinin gelişmesi ile “ağrısız normal doğum” gerçekleştirilebilmektedir. Spinal anestezi ile de, genel anestezi ile hastayı uyutmaya gerek olmadan sezaryen ameliyatları yapılabilmektedir.”
Memurun Doğum İzni Arttı
Devlet Personel Başkanlığı’nın Kamu Personeli Genel Tebliği Resmi Gazete’de yayımlandı. Kurum, 6111 sayılı Kanunla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda yapılan değişikliklerle ilgili olarak uygulama birliğinin sağlanması ile kamu kurum ve kuruluşlarının kadro tahsisi, dağılımı ve kullanımına ilişkin olarak yaptıkları işlemlerde etkinliğin artırılması amacıyla yaptığı açıklamada, söz konusu kanunlarda yapılan değişiklikten önce; “Memura doğum yapmasından önce 8 hafta ve doğum yaptığı tarihten itibaren 8 hafta olmak üzere toplam 16 hafta süre ile aylıklı izin verilir. Çoğul gebelik halinde, doğumdan önceki 8 haftalık süreye 2 hafta süre eklenir. Ancak sağlık durumu uygun olduğu takdirde, tabibin onayı ile memur isterse doğumdan önceki 3 haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, memurun çalıştığı süreler, doğum sonrası sürelere eklenir. Yukarıda öngörülen süreler memurun sağlık durumuna göre tabip raporunda belirlenecek miktarda uzatılabilir. Memurlara, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçimi hakkı vardır” hükmünün yer almakta olduğu belirtildi.
6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra ise; “Kadın memura; doğumdan önce sekiz, doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı hafta süreyle analık izni verilir. Çoğul gebelik durumunda, doğum öncesi sekiz haftalık analık izni süresine iki hafta eklenir. Ancak beklenen doğum tarihinden sekiz hafta öncesine kadar sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memur, isteği hâlinde doğumdan önceki üç haftaya kadar kurumunda çalışabilir. Bu durumda, doğum öncesinde bu rapora dayanarak fiilen çalıştığı süreler doğum sonrası analık izni süresine eklenir. Doğumun erken gerçekleşmesi sebebiyle, doğum öncesi analık izninin kullanılamayan bölümü de doğum sonrası analık izni süresine ilave edilir. Doğumda veya doğum sonrasında analık izni kullanılırken annenin ölümü hâlinde, isteği üzerine memur olan babaya anne için öngörülen süre kadar izin verilir” hükmünün getirildiği belirtildi.
Çoğul gebeliğe 2 hafta fazla izin
Kurum, yapılan bu değişiklik sonrası 657 sayılı Kanunun değişik 104’üncü maddesinin (A) fıkrası çerçevesinde doğum sebebiyle verilecek analık izninin uygulanmasına ilişkin açıklamalara da yer verdi. Buna göre, memura doğum yapmasından önce sekiz ve doğum yapmasından sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı hafta süreyle analık izni verilmekte, çoğul gebeliklerde (ikiz, üçüz…) doğum öncesi sekiz haftalık analık izni süresine iki haftalık bir süre daha ilave ediliyor. Böylece çoğul gebeliklerde doğumdan önceki analık izni süresi on hafta oluyor. Memura, sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporu ile belgelendirmesine bağlı olarak, isteği üzerine doğumdan önceki üç haftaya kadar Kurumunda çalışabilmesi ve bu durumda tabip raporuna dayanarak Kurumunda fiilen çalıştığı sürelerin doğum sonrası analık izni süresine eklenmesi imkanı tanınıyor.
Doğumun erken gerçekleşmesi sebebiyle, doğum öncesi analık izninin kullanılamayan bölümü de doğum sonrası analık izni süresine ilave ediliyor. Söz konusu hüküm ile; beklenen doğum tarihinden daha önce doğum yapan kadın memurun, erken doğum nedeniyle doğum öncesinde kullanamadığı analık izni sürelerinin doğum sonrası analık izni süresine eklenmesi imkanı getiriliyor. Ayrıca, doğumda veya doğum sonrasında analık izni kullanılırken annenin ölümü hâlinde, isteği üzerine memur olan babaya anne için öngörülen süre kadar izin verilmesi imkanı getirildi.
Süt izni 2 katına çıkarıldı
657 sayılı Kanun’da yer alan “Memurlara, bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam bir buçuk saat süt izni verilir. Süt izninin kullanımında annenin saat seçimi hakkı vardır” hükmü yer almaktaydı.
6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra mezkur maddenin (D) fıkrası ile; “Kadın memura, çocuğunu emzirmesi için doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saat, ikinci altı ayda günde bir buçuk saat süt izni verilir. Süt izninin hangi saatler arasında ve günde kaç kez kullanılacağı hususunda, kadın memurun tercihi esastır” hükmü getirildi.
Yapılan bu değişiklik sonrası 657 sayılı Kanunun 104’üncü maddesinin anılan fıkrası çerçevesinde doğum sebebiyle verilecek süt izninin uygulanmasına ilişkin açıklamalara da yer verildi. Buna göre, memura bir yaşından küçük çocuğunu emzirmesi için günde toplam bir buçuk saat olarak verilen süt izni, doğum sonrası analık izni süresinin (asgari 8, azami 13 hafta) bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saate çıkarılmış ve ikinci altı ayda ise günde bir buçuk saat olarak belirlendi. Süt izninin hangi saatler arasında ve günde kaç kez kullanılacağı hususu kadın memurun tercihine bırakıldı.
Değişiklikten önceki hükme istinaden süt izni hakkını kullanmakta olan memura, doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ay içinde bulunması halinde günde üç saat, doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ikinci altı ay içinde bulunması halinde ise günde bir buçuk saat süt izni kullandırılacak. Süt izninin, kadın memurun çocuğunu emzirmesi için günlük olarak kullandırılması gereken bir izin hakkı olması sebebiyle bu iznin birleştirilerek sonraki günlerde kullandırılmasına imkan bulunmuyor.
Ücretsiz izin 2 yıla çıkarıldı
657 sayılı Kanun’da, “Doğum yapan memurlara istekleri halinde 104’üncü maddenin (A) bendinde belirtilen sürelerin bitiminden itibaren 12 aya kadar aylıksız izin verilir” hükmü yer almaktaydı.
6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra ise mezkur Kanunun 108’inci maddesinin (B) fıkrası ile; “Doğum yapan memura, 104 üncü madde uyarınca verilen doğum sonrası analık izni süresinin bitiminden; eşi doğum yapan memura ise, doğum tarihinden itibaren istekleri üzerine yirmidört aya kadar aylıksız izin verilir” hükmü getirildi. Yapılan bu değişiklik sonrası 657 sayılı Kanunun değişik 108’inci maddesinin (B) fıkrası çerçevesinde doğum sebebiyle verilecek aylıksız iznin uygulanmasına ilişkin olarak, doğum yapan memura isteği üzerine oniki aya kadar verilen aylıksız izin hakkı yirmidört aya çıkarılmış ve eşi doğum yapan memura da isteği üzerine yirmidört aya kadar aylıksız izin hakkı tanındı. Doğum yapan memura verilecek aylıksız iznin başlangıç tarihi, doğum sonrası analık izninin (asgari 8, azami 13 hafta) bitimi; eşi doğum yapan memura verilecek aylıksız iznin başlangıç tarihi ise doğum tarihi olarak belirlendi.
(ANKA)
kadinlar klubu dogum izni,kadınlar kulübü doğum izni,memur anneler kadınlar kulübü,normal dogum yapanlar kadınlar kulübüSezeryan Doğumda Alerjik Risk
Her iki kadından biri sezeryan ile doğum yapıyor, doğan her beş çocuktan biri alerjik oluyor.
yonca-nuhogluTürk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği verilerine göre 2001 yılında ülkemizde %21 olan sezeryan doğum oranları 2009 yılı itibariyle % 47’e yükselmiştir. Sezeryan doğumların % 50’den fazlası anne isteği ile gerçekleşirken, bu doğumlar çocuklarda astım görülme sıklığını % 20 arttırıyor.
Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, toplumda “Alerji”nin gelip geçici bir hastalık gibi algılandığını, oysaki “Alerji”nin birçok alerjik hastalığın temelinde bulunan ve bütün vücudu tutan sistemik bir rahatsızlık olduğunu belirtiyor. Alerjinin oluşumunda doğum şeklinin önemli bir yer tuttuğunun altını çiziyor.
Normal yoldan doğan bebekler, sezeryan ile doğan bebeklere göre daha az alerji oluyor. Çünkü normal doğum ile dünyaya gelen bebekler, ilk kez doğum kanalında mikropla tanışıyor ve doğdukları andan itibaren bağışıklık sistemini güçlendirmek için mücadeleye başlıyorlar. Sezeryan ile doğan, steril bir şekilde dünyaya gelen bebeklerde ise tam aksi oluyor.
Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, bilim adamları tarafından alerji hastalığının artış nedenlerinin araştırıldığını, bu araştırmalardan en kapsamlısının “Hijyen Hipotezi” olduğunu, bu hipotezde bağışıklık sisteminin bir teraziye benzetildiğini belirtiyor.
Bağışıklık sistemi, bir terazinin iki kolu gibi birbirinin aksi yönünde çalışan iki farklı sistemden oluşuyor. Bir kol mikroplarla savaşıyor; diğer bir kol alerjik reaksiyonlardan sorumlu tutuluyor. Bağışıklık sistemi mikroplarla ne kadar çok temas ederse; alerjiden o kadar çok uzaklaşıyor. Tam tersi mikropla mücadele ne kadar kısıtlanırsa; bağışıklık sistemi de alerji yönüne kayıyor. Günümüzde aileler, bir yandan çocuklarını hastalıklardan korumaya çalışırken diğer bir yandan alerjik reaksiyona yatkın hale getiriyor.
Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, sezeryan doğumun getirebileceği problemler açısından anneleri uyarırken, özellikle alerjik annelerin tıbbi bir zorunluluk olmadıkça sezeryan doğumu tercih etmemeleri gerektiğinin altını çiziyor.
Ölümüne Doğum
Annesinin de ölümüne neden olan genetik hastalığının kanında pıhtılaşma yapma riskini göze alarak doğum yapan Ezgi Beysel, bebeğini kucağına aldıktan bir hafta sonra hayatını kaybetti.
Genç kadını kızından, onu yıllar önce annesinden koparan genetik hastalık ayırdı. Beysel, doğum sonrası gelişen akciğer embolisine yenik düştü. Henüz 10 yaşındayken annesini bir ameliyat sonrası gelişen emboli nedeniyle kaybeden Beysel’in de aynı kaderi paylaştı.
Annesi gibi diğer aile üyelerinde de benzer emboli vakaları gelişmişti. Bunun üzerine detaylı tarama yaptıran Beysel’in kalıtımsal hastalığı ortaya çıktı.
Genç kadın genetik kodlarındaki bir protein eksikliği nedeniyle kanında ani pıhtılaşma riski taşıyordu. Bunu da ameliyat, kaza gibi kanamalı durumlar tetikliyordu.
30 yaşındaki Beysel, genetik hastalığını göze alıp hamile kaldıktan sonra hematolog kontrolüne girdi. Rahat bir hamilelik geçirdi ve 9 Mart günü kızı Defne’yi dünyaya getirdi. Anne de bebek de sağlıklıydı. Ancak Beysel, 16 Mart gecesi aniden fenalaştı. Evde ilk müdahalesi yapılan ancak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden genç kadına akciğer embolisi teşhisi kondu. Yani vücudunda oluşan kan pıhtısı akciğer damarlarından birinin tıkanmıştı.
Emboli: Sinsi hastalık
Damarlarda normal olarak bulunmaması gereken değişik boyutlardaki yabancı maddelerin, kan yoluyla taşınarak ince bir damarı tıkaması emboli olarak bilinir. Bunun sonucunda tıkanan damarın beslediği bölgeler kansız kalır. Akciğer embolisi ise akciğer atardamarı veya dallarından pıhtı, hava, kemik iliği, amniyotik sıvı, yağ veya enjekte edilen maddelerle tıkanması sonucu ortaya çıkan klinik tablodur. Akciğer embolisi sık oluşan ancak zor teşhis edilen bir hastalıktır. ABD’de yılda 500 binden fazla akciğer embolisi oluşmakta ancak olguların yarısından çoğuna tanı konulamamaktadır. Hastaların yüzde 21′i tanı konulamadığından kaybedilmektedir. Genetik faktörler birincil risk taşır.
Doğum Sonrası Cinsel Yaşam
Doğum sonrası cinsel yaşama dönmelerine yardımcı olacak öneriler…
1- Doğum sonrası cinsel yaşam hem normal hem de sezaryen sonrası en erken 6. haftada başlatılmalıdır. Tercihen lohusalık bitiminde doktor kontrolüne gidilerek teyit alınmalıdır.
2- İlk deneyimler kadın açısından ağrılı olabilir. Uzun zamandır birlikte olunmadığı için vajina daralmış olabilir, emzirme döneminin hormonal etkileri nedeniyle vajina incelmiş olabilir ve uyarılma esnasında yeterince kayganlaşma olmayabilir. Bu ilk deneyimin ağrı ve bazen kanamayla yarıda kalmasına neden olabilir. İlk deneyimlerde uyarılma süresinin uzun tutulması ve gerekirse kayganlaştırıcı jel kullanılması önerilir.
3- Emzirme hamilelikten korusa da tam olarak korumayacağından doktorun önerisi uygulanmalıdır. Prezervatif uygun bir korunma aracıdır. Spiral ise bebek 3. aya geldikten sonra tercihen kanamalı bir dönemde takılabilir. Doğum kontrol haplarına ise 4. aydan sonra başlanmalıdır.
4- Kadının cinsel arzusu tam olarak yerine gelmemiş olabilir. Bunun nedeni hem bebeğiyle tam olarak ilgilenmiş ve onu yeterince besliyor olma arzusunun getirdiği yorgunluk ve bitkinlik hem de emzirme döneminin cinsel arzu üzerinde bazen baskılayıcı yöndeki etkilerdir. Zorlamamakta fayda vardır.
5- Kadın gibi erkeğin cinsel arzusu da tam yerine gelmemiş olabilir. Bunun nedeni çoğu zaman eşinin canını yakma korkusuyla beraber kendi iç dünyasında yaşadığı yeni aile düzeninin yarattığı çelişkiler olabilir.
6- Çiftler birbirini zorlamamalı ancak cinsel yaşamı da çok boşlamamalıdır. Doğum sonrası 2. ayda cinsel yaşam bitti mi endişesi doğabilir. Çok sık olmasa da sevgi ve saygıyla yaklaşıp cinsel yaşama geri dönüş yapmalılar. İlk birkaç denemenin yarıda kalması normaldir.
7- Libido cinsel arzu bir süre sonra geriye döner. Bunun için uyarıcı madde kullanmanıza gerek yok. Çok fazla uzun zaman geçtiyse (bu süre çiftlere göre değişir) uzmana danışmalarında yarar vardır.
