Archive for the ‘Kadın Hastalıkları’ Category

Regl Ağrılarından Kurtulun!

Rahim kaslardan oluşmaktadır. Bütün kaslar gibi kasılıp gevşeyen rahim, vücudumuzda bulunan bazı maddelerin adet dönemi öncesinde artmasına bağlı olarak o süreçte daha kuvvetli bir kasılma gösterir.

Bu kasılmalar zaman zaman kramp şeklinde hissedilen ağrılara yol açar. Kasılmalara neden olan ve ‘prostaglandin’ olarak bilinen maddelerin düzeyi, adet dönemi devam ederken azalmaktadır.

Bu azalma, adetin ilk birkaç gününden sonra ağrının azalmasını da açıklamaktadır. Genellikle alt karın bölgesinde ya da belin alt bölgelerinde kendini gösteren ağrılar, bacakların üst kısımlarında da ağrı ve çekilmeyle hissedilir. Bunların dışında; ishal, bulantı, kusma, baş ağrısı ve baş dönmesi de şiddetli adet sancılarında rastlanan diğer şikayetler olarak karşımıza çıkar.”

Kabus regl öncesi başlıyor

Kısaca PMS adı verilen Premenstrüel sendrom yani menstruasyon, adet görmekle ilişkili şikayetlerdir. Adetten bir ya da iki hafta önce, yumurtlamadan hemen sonra başlar ve adet döneminden de birkaç günü etkiledikten sonra geçer.

Akne, göğüslerde şişkinlik ve hassasiyet, halsizlik, uyku düzensizlikleri, mide şikayetleri, kabızlık ya da ishal gibi bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler, kas-eklem ağrıları, konsantrasyon güçlüğü, ruh hali değişiklikleri, ağlama krizleri, huzursuzluk, depresyon sıklıkla görülen semptomlardır. Üreme çağındaki herhangi bir yaşta başlayabilir ve her kadın tarafından farklı yaşanır. Menopozun başlaması ve adet görmenin bitmesiyle PMS geçer.

Medikal tedavi yöntemleri

*Ağrı kesiciler
* Hormonal tedaviler (doğum kontrol hapları, hormonlu spiral-Mirena).

Rahatlatıcı öneriler:

* Uzun süre ayakta durmaktan kaçınmak n Karın bölgesine masaj ve sıcak uygulama yapmak
* Spor yapmak n B1 ve E vitamini takviyesi n Kalsiyum, magnezyum ve çinko içeriği yüksek besinler kullanmak
* Akupunktur ve refleksoloji n TENS adı verilen fizyoterapi yöntemleri

Ağrı kesici kullanırken dikkat!

Kadınların büyük çoğunluğunda ilaç kullanma eğilimi vardır. Hekimlerin de şiddetli adet sancılarının tedavisinde sıkça kullandıkları bir yöntemdir. Ancak ağrı kesicilerin adet dönemi başlangıcının ilk sinyalleriyle birlikte alınmasının daha etkili olduğu unutulmamalıdır.

Doğum kontrol hapları sancıyı önleyebilir

Adet sancısıyla yumurtlama arasında yakın ilişki vardır. Ağrı kesicilere cevap ver-meyen durumlarda doğum kontrol hapla-rıyla yumurtlamanın ortadan kaldırılması ve kanayan rahim iç tabakasının hacminin zamanla azalmasıyla adet sancısı da sorun olmaktan çıkabilir. Hormonlu rahim içi araçlar da birincil adet sancıları tedavi- sinde etkili sonuçlar vermektedir.

uzman tv yumurtaliklarin calismamasi,hormonal spiral smrter på maven,gu gynækologisk underlivsundersøgelse forum,anadolu sağlık merkezi kadınlar klübü,karın ici basinc,sema demirsoy şikayet,Schmerzennach Entfernung Rückenmarkstumor,regl dönemi vertalen in nederlands,regelbeschwerden vor periode brennen pms,rahimağzı kanseri geçirmiş kadınlar kulubü

Sigara Kısırlık Yapıyor

Sigara içenlerde kısırlık riski sigara içmeyenlere göre fazladır. Sigara, kadınlarda yumurtalık kalitesini düşürürken, yumurta verimi ve üreme performansını da olumsuz etkilemektedir.Sigara içimi ile alınan nikotin, yumurta hücrelerini bozarken, menopozun beklenenden erken gelmesine neden olabilir. Sigara ve alkol kullanımı doğal gebe kalmayı zorlaştırırken, düşükleri de hızlandırmaktadır .

Sigara içimi, erkek üreme sağlığına da olumsuz etki etmektedir.Günde 1 veya 2 paket gibi yoğun sigara içen erkeklerin, spermlerinde daha fazla olarak şekil ve hareket bozukluklarına ve anomalilere rastlanmaktadır.Ayrıca alkol de çok belirgin biçimde sperm üretimi üzerinde olumsuz etkilerde bulunmaktadır.

Sigara bağımlısı kadın ve erkekler, tüp bebek yönteminde de risk altında

Sigara bağımlısı kadınların tüp bebek yöntemi ile gebe kalma şansının sigara içmeyenlere göre en az 2 kat daha düşük olduğunu çalışmalar göstermiştir.Tüp bebek tedavisi görmeyi düşünen anne adaylarının tedaviden en az 3 ay önce sigarayı ve alkolü bırakmaları gerekmektedir. Sigara içiminin Tüp bebek tedavisinde yumurta gelişimi, yumurtlama, döllenme ve embriyonun erken gelişimi üzerine olumsuz etkilerinin bulunduğu tespit edilmiştir.

Tüp bebek tedavisinde sigara içenlerde içmeyenlere göre, aynı sayıda embriyo transfer edildiğinde gebelik oranının azaldığı ve gebelik için yaklaşık daha fazla uygulamaya gerek olduğu bildirilmektedir. Aynı zamanda yumurta gelişiminin uyarılması tedavisine cevap daha kötü olabilmektedir.

Sigara bağımlısı erkeklerin spermleri ile tüp bebek (ICSI) yapıldığında gebelik şansı, içmeyenlere göre belirgin olarak azalmaktadır. Kısırlık tedavisinde 6 ay önceden sigarayı bırakmak bile tedavinin sonucuna oldukça olumlu etki etmektedir.

Op. Dr. Tolga Ecemiş
Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp bebek Uzmanı
Akay Tüp Bebek Merkezi
03124165252
www.akaytupbebek.com

Düşükten Sonra Ne Yapmalı?

Kadınların 21’inci gebelik haftasından önce bebeklerini kaybetmesi düşük olarak tanımlanıyor. Bir veya birden fazla kayıp olduğunda bu durum, ‘tekrarlayan düşük’ olarak isimlendiriliyor ve infertilite (kısıklık) tedavisi gerektirebiliyor. Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sema Demirsoy, bir kez düşük yapıldıktan sonra ikinci gebelik için anne adayının yaklaşık 6 ay beklemesi gerektiğini belirterek bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Düşük gebelik haftasına bağlı olarak değişmekle birlikte acil bir tablo olarak karşımıza çıkar. Şiddetli kanama ve ağrıyla başlar, bazen kanamayı durdurma şansımız olmayabilir. İçeride bebeğe ve kesesine, zarlarına ait dokular kalır, rahim bunları tamamen temizleyince kadar kanama devam eder. Bazen anneler, kan kaybına bağlı olarak bazı sorunlar yapabilirler. Düşük yapan annenin düşük sonrası mutlaka kan sayımı, kan tablosu, folik asit depolarının ne durumda olduğunu değerlendirmek gerekiyor. Annenin eksiklerin tamamlanıp kadının yeni bir gebeliğe hazır hale gelmesi yaklaşık 6 ay sürer. O nedenle de düşükten sonra yeni bir hamilelik için 6 ay beklenmesinde yarar var”.

Tekrarlayan düşükler tedavi edilebiliyor

Tekrarlayan düşüklerin toplumda görülme sıklığı yüzde 2-3 arasında değişiyor. Günümüzde arka arkaya 8-10 düşük yapan ve çocuk sahibi olamayan birçok insan olduğunu belirten Dr. Sema Demirsoy, “Bir kez düşük yapan her anne, ikinci gebeliğinde tedirgin oluyor. Bu yanlıştır, birkez düşük yapmış olmak tekrar yapmayı gerektirmez. Kadın iki ve üzerinde düşük yapıyorsa araştırma yapmak önemlidir. Günümüzde tekrarlayan düşüklere yönelik tedaviler mevcut” diyor.

Daha çok 35 yaş üzerinde görülüyor

Düşükler daha çok 35 yaş üzeri gebeliklerde kromozom anomalilerine bağlı olarak ortaya çıkıyor. Bebekteki kromozom hastalıkları düşüklerin temel nedenlerinden biri. Bebekte bazı ciddi hastalıklar, erken kayıplara neden oluyor. 35 yaşında bu hastalıklar arttığından, 35 yaş üzeri annelerde düşük daha fazla görülüyor. Düşük 20 yaş altındaki annelerde de ortaya çıkabiliyor. Bu yaş grubunda kadının vücudu henüz hamileliğe hazır değil. Bu nedenle bebeği taşımayabiliyor. Araştırmalar gebelik için en uygun yaş aralığını 23-25 olarak gösteriyor.

Düşüğün ortaya çıkmasında hem anneye ve hem bebeğe bağlı nedenler olabiliyor. Anneye bağlı nedenleri anlatan Dr. Sema Demirsoy, bunları şöyle sıralıyor:

Annenin gebeliği taşımakta yetersiz olması sonucunda düşük oluşabilir. Rahimdeki şekil anomalileri, rahimdeki bölmeler, rahim içini kaplayan miyom, polip gibi oluşumlar da düşüğe neden olabiliyor.
Rahim ağzı yetmezlikleri görülebiliyor.
Anneye bağlı progesteron adını verdiğimiz yumurtalıktan salgılanan hormon gebeliğin devamını sağlıyor. Eğer bu hormon ile ilgili bir sorun olursa düşük ortaya çıkabiliyor.

Açıklanamayan düşükler var

Anneye bağlı nedenlerin dışında anne veya babadaki kromozom hastalıklarının da düşüğe yol açabileceğini ifade eden Dr. Sema Demirsoy, şu bilgileri veriyor:

“Bizim aydınlatmaya çalıştığımız ve büyük bir grup olan oto immün (bağışıklık sistemi) hastalıkları dediğimiz gruptakiler, açıklanamayan gebelik kayıplarının büyük bir kısmını oluşturuyor. Uyguladığımız tedavilerle arka arkaya tekrarlayan kayıpları olan annelerin gebeliklerinin, sağlıklı bir şekilde devamını sağlayabiliyoruz. İnsanın bağışıklık sistemi bazen kendi vücuduna yabancı olmayan dokuları da yabancı gibi algılayıp savunma hücreleri geliştiriyor. Hücre yapısında bulunan bir protein vardır, hücre zarındadır. Bazı kişiler buna karşı bir antikor üretir, gebelikte özellikle plasentedan bebeğe giden akımın bozulmasına ve bebeğin kaybına neden oluyor. Bu grup hastalara biz aspirin veya heparin gibi kanı sulandırıcı ilaçlar veriyoruz. Günde bir kez yapılan iğnelerle ve düşük doz aspirinle müdahale edebiliyoruz.”

Tekrarlayan gebeliklerin daha önceki tedavi edilebilirlik oranları düşükken bağışıklık sistemini baskılayan kortizonun kullanılmasıyla gebeliğin devamını sağlayabildiklerini anlatan Dr. Sema Demirsoy, “Tüm bunların dışında, uygulanan birçok tedaviye rağmen, yanıt alınamayan bir hasta grubu var yine de. Yapısal anomalilerde bir kısmı cerrahi olarak düzeltilebiliyor, ancak bir kısmında; rahim içindeki boşluk gebeliğin büyümesine izin verecek hale getirilemiyor., Tekrarlayan gebelik kaybının tedavisinde; kromozom hastalığı olan, genetik olarak bazı hastalıkları taşıyanlarda başarılı olunamayabiliyor” diyor.

7 Yıl Kan Kaybediyoruz

Kadınların adet kanaması nedeniyle ayda ortalama 5 gün, yılda ortalama 65 gün, tüm hayatı boyunca 7 yıl kan kaybettiğini biliyor musunuz?

Günümüzde kadınların % 80’i adet ve adet öncesi dönemde yaşadıkları şikayetlerden yakınırken, aşırı adet kanaması gün boyu yaşam kalitesini düşürüyor. Her ay düzenli olarak tekrarlanan adet kanamaları nedeniyle kaybedilen kan ve demir miktarının vücut tarafından yerine konulamaması kadınlarda büyük ölçüde kansızlığı da beraberinde getiriyor.

Tıbbi olanaklarından destek alarak, kadınların adet kanama miktarını en aza indirmelerinin mümkün olduğunu söyleyen Kahire Üniversitesi uzman doktorlarından Prof. Dr. Osama Shawki, “Sağlıklı bir kadının tüm hayatı boyunca ortalama 38 litre kan kaybediyor. Her ay 5 gün bunu yaşıyor. Ve bu yaklaşık 40 sene boyunca bu sürüyor. Bazı vakalarda kadınlar normal aylık periyotlarının dışında da kanama yaşıyor. Aşırı adet kanamasının pek çok nedeni olmasına rağmen bazı durumlarda nedeni bilinmemektedir. Sıklıkla karşılaşılan nedenler; hormonal dengesizlik, Myomlar, Polipler, yumurtalık kistleri, yumurtalıkların iyi çalışmaması, düşük, rahim, yumurtalık ve rahim ağzı kanseri gibi nedenler gösterilebilir. Aşırı adet kanaması gören kadının genel sağlık durumunda ve geçmişi ile aşırı adet kanamasının süresi ve nedeni önemlidir. Aşırı adet kanamasının tedavisine öncelikle ilaç kullanımı ile başlanır. Şayet ilaç tedavisi ile sonuç alınamıyorsa cerrahi tedavi yapılabilir. Çok ciddi durumlarda, rahmin alınmasına kadar gidebilir. Ancak dünyada bu tarz vakalarda ‘modern spiral’ aşırı kanama tedavisinde etkili bir rol oynuyor” dedi.

Modern spiralin vücudun hormonal dengesini etkilemeden rahim zarını incelterek kanamayı azalttığı vurgulayan Prof. Dr. Osama Shawki, “En etkin doğum kontrol yöntemlerinden biri olan modern spiral, rahime yerleştirilen T şeklindeki özel plastik bir cismin içinde bulunan çok düşük dozdaki gestagen (gebelikte salgılanan hormon) hormonu, rahim içi zarına etki ederek, kalınlaşmasını engelliyor. Zar inceldikçe, adet de azalıyor. Bir süre sonra yumurtalıkların faaliyeti aynen devam etmesine rağmen, rahim zarı kalınlaşamadığı için adet kanamasının yan etki olmadan azalmasına sebep olmaktadır. Bu şekilde kadın hem gebelikten korunuyor, hem de adet kanamasında ciddi bir azalma oluyor. Bu özelliğiyle dünyanın birçok ülkesinde jinekolojik sebeplerden dolayı aşırı adet kanaması görülen kadınlarda tedavi amaçlı tercih ediliyor. Ayrıca modern spiral sayesinde aşırı kanamanın sebep olduğu halsizlik, yorgunluk ve kansızlık da önlenmiş oluyor” diye

Belirtileri Hafife Almayın!

Acıbadem Fulya Hastanesi Aile Hekimi Dr. Demet Karadenizli, şikayet edilen ağrı ve belirtilerin hangi hastalıklara işaret edebileceğini açıkladı.

saglik4Baş ağrısı: Enseden başlayan ağrı yaşla birlikte tansiyon yükselmelerinde görülüyor. Alından geçen ve çember biçiminde sıkışmaya benzer bir ağrıçoğu zaman stres veya ankisiyete gibi psikolojik sorunlardan kaynaklanıyor. Zonklama şeklinde ortaya çıkıyorsa ve özellikle başın tek tarafından hissediliyorsa migrenin habercisi olabiliyor.

Midede yanma ya da ağrı: Midede veya göğüste başlayıp, göğüs kafesinin bitiminde, hatta boğazda bile hissedilebiliyorsa reflünün habercisi olabiliyor. Yapısal sorunları da unutmamak gerekiyor, özellikle gece uykudan uyandırılan ağrı ülserin habercisi olabiliyor.

Aşırı su tüketmek: Aşırı su tüketmek, idrara çıkmak, özellikle daha önce böyle bir durum söz konusu değilse, diyabetin habercisi olabilir.

Yorgunluk: 6 ay boyunca geçmeyen, kas ve eklem ağrısı ile uyku sorunlarının eşlik ettiği yorgunluk, kronik yorgunluk sendromunun habercisi olabilir.Ayrıca, depresyon, kalp damar, karaciğer ya da böbrek hastalıkları da yorgunluk belirtileriyle seyredebiliyor.

Baş dönmesi: Baş dönmesi çoğunlukla yüksek tansiyon, diyabet ve damar sertliğinden kaynaklanıyor. Bunların yanı sıra iç kulaktaki denge merkezindeki sorunlardan oluşan vertigo, besin ve polen enerjisi, enfeksiyonlar da baş dönmesine yol açabilir.

Gece terlemeleri: Akşam yemeğini geç yemek gece terlemelrine neden olabilir.Gece terlemesi şiddetliyse, ateş, öksürük ve kilo kaybı buna eşlik ediyorsa bu tüberküloza işaret ediyor olabilir.

Kilo alımı ve kaybı: Farkına varmadan alınan ve verilen kilolar tiroitle ilgili bozukluklara işaret ediyor olabilir. Ani kilo kaybının daha ciddi nedenleri de akılda tutulmalı.

Menopoz sonrası kanamalar: Menopoz sonrası oluşan tüm kanamalar, mutlaka dikkate alınmalı. Kanamalar rahimle ilgili kanserlerinde belirtisi olabiliyor.

Kadınların Kaçırma Sorunu

Anadolu Sağlık Merkezi Üroloji Uzmanı Prof.Dr.Yalçın İlker; yaş, obesite, doğum sayısı ve şeklinin en önemli risk faktörleri olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Yalçın İlker;“Yaş arttıkça, şişmanlık fazlalaştıkça, doğum sayısı yükseldikçe, normal doğum sayısı arttıkça idrar kaçırma olasılığı artar. Menapoz, sigara içme, kronik öksürük ve kronik kabızlık, şeker hastalığı diğer risk faktörleridir” diyor.

Kadınlarda görülen idrar kaçırmanın başlıca 3 tipi olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Ürüloji Uzmanı Prof.Dr.Yalçın İlker, bunları şöyle sıralıyor:

Stres tipi idrar kaçırma: Bu tipte karın içi basıncı arttıran öksürme aksırma, aniden ayağa kalkma, yerden ağır paket kaldırma, ani hareket, ıkınma gibi durumlarda idrar tutmamızı sağlayan adelelerin iyi ve kuvvetli çalışmaması nedeni ile olan idrar kaçırmadır. Özellikle genç ve orta yaşta olan kadınlarda görülür. En sık görülen idrar kaçırma tipidir. Tüm idrar kaçırmaların % 49 kadarı bu tipe girer.

Sıkışma tipi idrar kaçırma: Bu tipte kadın idrarının geldiğini ve sıkıştığını hisseder ancak tuvalete gidene kadar tutamaz. Nedeni idrar kesesi adelesinin aniden ve kontrolsüz olarak kasılmasıdır. Tüm idrar kaçırmalarının %22’si bu tipe girer ve özellikle yaşlı kadınlarda görülür.

Karışık idrar kaçırma: Stres tipi idrar kaçırma ile sıkışma tipi idrar kaçırmanın birlikte görülmesidir. Tüm idrar kaçırmalarının % 29’u bu tipe girer ve orta – illeri yaş kadınlarda görülür.

İdrar kaçırmanın altta yatan farklı bir sorunun göstergesi olup olamayacağı konusunda da bilgiler veren Anadolu Sağlık Merkezi Ürüloji Uzmanı Prof.Dr. Yalçın İlker; “Az sayıda da olsa kadınlarda idrar kaçırma, beyin veya omurilik tümörü, multiple skleroz (MS), bel fıtığı, şeker hastalığına bağlı sinir hasarı, idrar kesesi ve vajina arası delikler, parkinson hastalığı, beyin travması gibi ciddi hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Bu nedenle idrar kaçıran kadınların bunu ciddiye alması ve üroloji doktoru ile görüşmesi gerekir” diyor.

Tanı koyarken neler yapılır?

İdrar kaçırma yakınması ile üroloji doktoruna başvuran kadınlarda değerlendirme yönteminin son derece standart olduğunu söyleyen Prof.Dr. Yalçın İlker, sözlerine şöyle devam ediyor; “İşe iyi ve detaylı bir öykü alınarak başlanır. İdrar kaçırmanın şeklinden başlayıp doğum sayısına, olunan ameliyatlara, geçirilen hastalıklara, kullanılan ilaçlara kadar tüm detaylar sorgulanır. Takiben batın ve kadın yolları fizik incelemesi yapılır ve gerekirse nörolojik muayene eklenir. Laboratuvar incelemesi olarak idrar tahlili, idrar kültürü, böbrek fonksiyon testleri yapılır. Görüntüleme yöntemi olarak ultrason kullanılır. Son olarak idrar kesesinin çalışmasını bize gösteren ürodinami tetkiki yapılır. Bu standart incelemeler ile idrar kaçırmanın tipi ve nedeni konusunda bilgi sahibi olunup, doğru tedavi yöntemi seçilir. Altta yatan nörolojik hastalık veya şeker hastalığı gibi saptama olduğunda gerekli bölümler ile konsültasyon yapılır.”

Tedavi yöntemleri neler?

Anadolu Sağlık Merkezi Ürüloji Uzmanı Prof.Dr. Yalçın İlker, kadınlarda idrar kaçırma konusundaki tedavi yöntemleri hakkında bilgiler verdi. Tedavi yönteminin idrar kaçırmanın tipine göre belirlendiğini belirten Prof.Dr. Yalçın İlker; “En sık görülen stres tipi idrar kaçırmada eğer hastalık başlangıç döneminde ve günlük kaçırma miktarı çok minimal ise idrar tutmamızı sağlayan adalelerin kuvvetlendirilmesine yönelik egzersiz yöntemleri kullanılır. Bunun dışında esas bu tipin tedavisi cerrahidir. Cerrahi yöntem olarak günümüzde idrar yolunun alttan desteklenerek içindeki basıncı arttırmaya yönelik orta üretra askı yöntemleri kullanılır. Bu ameliyatın kısa sürede gerçekleştirilebilen, hastanede yatma süresi çok kısa olan ve komplikasyon oranı düşük başarılı ameliyatlar olması günümüzde yapılan en sık ameliyatlardan biri olmasını sağlamıştır” diyor.

Prof.Dr. Yalçın İlker, sözlerine şöyle devam ediyor; “Sıkışma tipi idrar kaçırmanın ise esas tedavi yöntemi medikal yani ilaçlar ile tedavidir. Burada amaç idrar kesesi adalesinin istemsiz kasılmalarını engellemektir. Piyasada bu amaçla birçok ilaç bulunmaktadır ve doktor muayene ve tetkik sonuçlarına göre uygun olanını seçer. Karışık tipte idrar kaçırma yine sık görülen kadın idrar kaçırma tiplerinde biri olup uygun tedaviyi seçmek daha zordur. Doktor öykü, fizik inceleme ve tetkik sonuçlarına göre sadece ilaçla tedavi, sadece ameliyatla tedavi veya ameliyat ve ilaç tedavisini birlikte uygulama seçeneklerinde birine karar verir. Bunlar dışında az görülen diğer tip idrar kaçırmaların tedavisi çok daha kompleks olup, temiz aralıklı kateterizasyon denen hastaların kendilerine sonda takılması eğitiminden geçirilip uygulanmasından başlayarak, bağırsaktan yama kullanarak idrar kesesinin genişletilmesine kadar giden geniş bir yelpaze içinde olan tedavi yöntemlerinden biri seçilir.”

Adet Döneminde Şiddetli Ağrı

Uzmanlar, adet görme sırasında şiddetli ağrı hissedilmesi halinde, jinekolojik muayenenin mutlaka yapılması gerektiğini belirttiler.

Bir tüp bebek merkezinin Tıbbi Direktörü Operatör Dr. Osman Denizhan Özgün, adet ağrısının, kramp tarzında, bele ve kasıklara, bazen bacaklara vurabilen şiddetli bir ağrı olarak tanımlandığını, bu ağrıya bazı kadınlarda bulantı, kusma, sinirlilik, kabızlık, ishal ve sık idrara çıkma gibi şikâyetlerin de eklenebildiğini söyledi. Özgün, ağrılar çok şiddetliyse ve başka jinekolojik belirtiler de eşlik ediyorsa, mutlaka jinekolojik inceleme yapılması gerektiğini belirtti.

Özgün, jinekolojik muayene ile adet sancısının farklı bir nedenle ortaya çıkıp çıkmadığının tespit edilmesinin amaçlandığını belirterek, “Burada genellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda görülen ‘ikincil adet ağrısı’ dediğimiz sebepler ortaya çıkmaktadır’ ‘ diye konuştu. İkincil nedenler arasında, “rahmin en iç tabakasının rahmin dış tabalarında ve ya rahim dışı bir bölgede bulunmasının, rahim ağzında darlığın, rahim tümörlerinin, rahmin farklı pozisyonlarda olmasının, rahim ve komşu organların iltihabi hastalıklarının ve psikolojik faktörlerin” bulunduğunu ifade eden Özgün, bazı kadınların bu periyodu rahat ve ağrısız bir şekilde atlatırken, bazılarının çok fazla acı hissi duyduğunu söyledi.

Kaynak : http://www.internethaber.com/bu-agrinin-siddetine-dikkat-335826h.htm?interstitial=true#ixzz1NHsvlp8X

Kadınlar Ve Varis

Sıcak, hareketsiz yaşam, dar giysiler ve topuklu ayakkabı varis oluşumunu artırıyor. Eğer tedavi olunmazsa; damar içi iltihabı ve pıhtılaşma, bu pıhtının akciğere gitmesi gibi riskler kapıda…

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Türkay, halk arasında varisin tedavi olmayan bir hastalık olarak bilindiğini ve bir çok hastanın varisle birlikte hayatını sürmek zorunda kaldığını söyledi. Varisin tedavi edilmemesi durumunda damar içi iltihabı, damar içi pıhtılaşma ve pıhtının akciğere gitmesi gibi olumsuz durumlara sebebiyet verebileceğini vurgulayan Türkay, bazı varislerin ise şikayete yol açmadan sinsice ilerlediğini belirtti.

”YENİ YÖNTEMLE TEDAVİDE VARİS TEKRARLAMIYOR”
Varis tedavisinde klasik ameliyatların yerini 2002′den sonra yeni yöntemlerin aldığına dikkati çeken Türkay, ”Klasik ameliyat yöntemiyle tedavi olmuş hastalarda 4-5 yılda varis yüzde 40-50 oranında tekrarlıyor ve hemen hemen ilk dönemine dönmüş oluyor. Bu nedenle insanlar varis tedavisi olmak istemiyor. Halbuki yeni tedavi yöntemleriyle tekrarlama riskini en aza indiriyoruz. Eski yöntemdeki tekrarlama riski yüzde 40-50 iken, yeni yöntemlerle 10 yılda tekrarlama riskini yüzde 10′un altına indiriyoruz” diye konuştu.

Yeni yöntemler arasında lazerle tedavi, radyo frekansı yöntemi ve köpük tedavisinin yer aldığını belirten Türkay, ”Varis hastaları mutlaka tedavi olsunlar ve yeni yöntemleri tercih etsinler. Çünkü varis, hastanın yaşam standardını ciddi anlamda kötüleştiriyor. Bazı hastalar genç yaşta günlük işlerini bile yapamaz hale geliyor” dedi.

Türkay, anne ve babasında varis olan genç kızlarda yüzde 70-80′e varan sıklıkta varis görüldüğünü de söyledi.

HAREKETLİ YAŞAM ŞART!
Kadınlarda hamilelik döneminde, hormon tedavisi görenlerde varisin arttığını belirten Türkay, şöyle konuştu:

”Ayakta durma, hareketsiz yaşam, oturarak ya da hareketsiz durma varisi artırıyor. Çevre faktörlerinden sıcak ortam varisi artıran en önemli nedenler arasında. Cinsiyet önemli, kadınlarda erkeklere göre görülme oranı 3-4 kat daha fazla. Meslek etkili ama kişi genetik olarak yatkınsa er ya da geç varisle tanışıyor.

SICAĞA DİKKAT!
Varisten korunmak için her fırsatta mutlaka yürümek gerekiyor. Spor yapmalı, özellikle yüzmek önerdiğimiz spor dalı. Sıcak varisi artırıyor. Sıcak bir banyodan sonra bacaklara soğuk duş aldırmak varis oluşumunu engelliyor.

Temmuz ağustos ayları, varis şikayetlerinin en çok arttığı dönemdir. Uzun kaplıcalar, uzun güneşlenmelerden kaçınmak gerekiyor. Sıcakta en fazla yarım saat durmak lazım yoksa sıcak varis riskini artırıyor. Kaplıca varisi kötü yönde etkiliyor, kaplıcaya gidilmeli ancak çok durmamak gerekiyor, kaplıcadan sonra ya da güneşlendikten sonra soğuk duş almak gerekiyor. Topuklu ayakkabı, dar giysiler varisin oluşumunu hızlandırıyor. Topuklu giyinmek ve dar giysiler özellikle genç kızlar arasında yaygın, bundan uzak durmak gerekiyor. Varis riski olan kişilerin bol bol su içmesi gerekiyor, su yerine çay değil meyve suyu değil bol su içmeleri gerekiyor. Su pıhtılaşmayı engelliyor kanı ne kadar sulandırırsanız pıhtılaşma oranı azalır.”

Kaynak : http://www.internethaber.com/kadinlari-bekleyen-buyuk-tehlike-347067h.htm?interstitial=true#ixzz1NHalqBkT

Kadınlar Ve HPV

Dünyada dakikada, ülkemizdeyse günde iki kadın rahim ağzı kanseri nedeniyle yaşamını kaybediyor. Hem de bu kansere sebep olan virüs HPV’ye karşı bir aşı varken! Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere tüm dünya otoriteleri kansere karşı koruyucu ilk aşı olarak kabul gören rahim ağzı kanseri aşısını öneriyor. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi’ne bağlı merkezlerdeyse kesin yasak var: “Aşıyla ilgili bilgilendirme yapılamaz!” İşte HPV aşısıyla ilgili dünyadaki son gelişmeler ve konuyla ilgili ülkemizdeki en son araştırma verileri:

Kamuoyu tüm dikkatiyle kara harekâtı ve türban meselesine odaklanmışken, geçen hafta ülkenin geri kalan gündemindeki en önemli sağlık konularından birisi de rahim ağzı kanseriydi. CHP Adana Milletvekili Gaye Erbatur, TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi sunarak HPV (Human Papilloma Virus) aşısının sosyal güvenlik kapsamına alınması için düzenleme yapılıp yapılmayacağını sordu. Kadınlarda rahim ağzı kanserine yol açan HPV, erkeklerde de penis kanserine ve siğillere neden oluyor. Kadınlara çoğunlukla cinsel temasla partnerlerinden bulaşan virüsten korunmak amacıyla Avustralya ve Kanada’da kızların yanı sıra erkek çocukları da aşı programına dahil edilmiş durumda. G8 ülkelerinin tümü ve pek çok Avrupa ülkesi ise aşıyı ulusal aşı programlarına ekledi bile.

HPV ile ilgili olarak daha önceden bilgi sahibiyseniz, -ve kadınsanız!- ülkemizdeki kadınlar arasındaki yüzde 20 şanslı kesimdensiniz demektir. Çünkü, Ipsos KMG Araştırma Firması’nın bir ilaç şirketinin desteğiyle aralık ayında gerçekleştirdiği araştırmaya bakılırsa, ülkemizdeki kadınların yüzde 80′i rahim ağzı kanserine sebep olan virüsün adını bile duymamış. Oysa Dünya Sağlık Örgütü verileri dünyada her iki kadından birinin yaşam süresi boyunca mutlaka bu virüsle enfekte olacağını söylüyor. Yine aynı kuruluş, ülkemizde beş kadından dördünün belki de taşıdığı halde haberinin olmadığı HPV’nin pek çok sağlık sorununa yol açan vajinal siğillere ve en önemlisi rahim ağzı kanserine neden olduğunu belirtiyor. Peki ülkemizde HPV’yi bilen kadınlar bu virüsün kansere yol açtığını biliyor mu dersiniz? Hayır. Araştırma sonuçları HPV’yi bilenlerin arasından da sadece yüzde 34′ünün HPV ve rahim ağzı kanseri bağlantısından haberdar olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle ülkemizde her yüz kadından sadece sekizi bu virüsün rahim ağzı kanserine yol açacağını biliyor. Konunun kelimenin mutlak anlamıyla “hayati” olmasına karşın şaşırtıcı olan Sağlık Bakanlığı’nın aşı ile ilgili tutumu. Gelişmiş ülkeler cinsel yolla bulaşan bu virüsle mücadele için seferber olmuşken, Sağlık Bakanlığı aşıya ruhsat vermiş olmasına karşın halkı bilinçlendirme konusunda sessiz kalmayı tercih ediyor.

“Rahim ağzı kanseri öncelikli konumuz değil”
Şimdi gelelim CHP Adana Milletvekili Gaye Erbatur’un soru önergesine. Milletvekilinin doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle sunduğu önergenin cevap bulması için yasal uygulamaya göre yaklaşık iki hafta daha var. Ama Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanlığı’nın aşıya ilişkin yaklaşımına bakarsak, önümüzdeki günler hatta seneler için yanıtın olumlu olmasını beklemek hayalperestlikten başka bir şey değil. Daireye bağlı İstanbul İl Kanser Kontrol Koordinatörü Dr. Mehmet Uhri, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu HPV aşısının geri ödeme sistemi ve ulusal aşı takvimine alınması bir kenara, Sağlık Bakanlığı’nın aşıyı önermesi için bile uzun zaman geçmesi gerektiğini belirtiyor. HPV aşısı üç doz şeklinde uygulanıyor ve toplam maliyeti 750 YTL’yi buluyor.

Aşının devletin sigorta sisteminde geri ödemeye alınmasının etik ve ekonomik sebeplerden ötürü şimdilik imkânsız göründüğünü söyleyen Dr. Uhri, rahim ağzı kanserinin de ülkemizde mücadelede öncelikli sırada yer almadığını şu sözlerle açıklıyor: “Kanserin hepsi önemli, ama bizim için öncelikli olan sıralamada üstte olandır. Ülkemizde neredeyse kadınların üçte biri meme kanserine yakalanıyor. En çok ölüme sebep olan kanser türleri sıralamasında meme kanserini altındaki beş türü topladığımızda dahi neredeyse meme kanserinin yüzdesini geçemiyoruz. Bu haliyle önceliğin ne olduğu ortaya çıkıyor. Bakanlık için önce meme, akciğer ve mide, bağırsak kanserleriyle mücadele geliyor. Rahim ağzı kanseri ise çok sık görülen bir kanser türüymüş gibi lanse edilse bile tüm dünya verilerinin toplandığı Globocan 2002 verilerine göre ülkemizde ölüme sebep olan kanserler arasında dokuzuncu sırada yer almaktadır.” Dünya Kanser Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın dünyadaki kanser vakalarını ortaya çıkarmak amacıyla yaptığı Globocan çalışmasında, ülkemizde rahim ağzı kanseri görülme sıklığı 100 binde 4.5 olarak belirtiliyor.

Kanserle mücadelede temel prensibin kanseri önlemek değil, kanserden kaynaklanan ölümlerin önlenmesi olduğunu savunan Dr. Mehmet Uhri rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğu iddia edilen aşının hem bu sebeple hem de pahalı olması dolayısıyla ulusal aşı programına alınmadığını ekliyor sözlerine: “Çünkü, rahim ve rahim ağzı kanserlerinde maliyeti çok daha uygun olan PAP Smear testleri (rahim ağzının kötü huylu veya kötü huylu bir hastalığa dönüşme potansiyeli olan değişikliklerini saptamak amacıyla yapılan bir tarama testi) sonucunda kanser henüz müdahale edilecek aşamadayken tespit edilebiliyor.”
Rahim ağzı kanserine ilişkin Sağlık Bakanlığı politikalarının diğer detaylarına geçmeden önce konuyla ilgili uzmanların bu açıklamalar karşısındaki yorumlarına yer verelim. Uzmanların öncelikle itiraz ettikleri ilk nokta, kanserle mücadelenin hastalık ortaya çıktıktan sonra başlaması. Karadeniz Bölgesi’nde aile hekimliği ve koruyucu hekimlik yapan Dr. Hülya Akgün “Büyük bir yüzdeyle etkeni saptanmış bir hastalığın tedavisinde aslolan o etkene yönelik savaştır. Bu nedenle bu yaklaşımı çok haklı bulmuyorum. Yani elinizde hastalığı yapan sebep belliyse ve buna karşı geliştirilmiş bir silah varsa biz tüm gücümüzle bu silaha sarılmalıyız. Bir kadının rahmini alarak onu rahim ağzı kanserinden kurtarır, tedavi ederiz. Ama böylece 29-30 yaşındaki bir kadının doğurganlığını ortadan kaldırarak, onun annelik hakkını da elinden almış olursunuz” diyor.

İki kadından biri HPV taşıyor
Türk Jinekoloji Derneği ve Obstetrik Derneği Başkanı Bülent Tıraş’ın ise Globocan araştırmasına konu olan Türkiye verilerinin gerçeği yansıtmadığı konusunda endişeleri var: “Bu rakamlar Sağlık Bakanlığı’nın bize göre çok sağlıklı olmayan verilerine dayanıyor. Bunlar tüm ülkeye ilişkin verilerdir, denemez. Çünkü ilgili araştırmalar sadece Urfa, Van gibi doğu illerini kapsamakta. Bu bölgelerin ülkemizin genel popülasyonunu temsil ettiğini söyleyemeyiz. Rahim ağzı kanserinin ölüm sayısına göre kanser türleri sıralamasında dokuzuncu sırada yer almasına gelince; tüm dünyadaki veriler, rahim ağzı kanserinin kadınlarda ölüme yol açan kanserler arasında üçüncü sırada olduğunu gösteriyor. Ama ülkemizde nedense sadece kadınlar değil de popülasyona erkekler de dahil ediliyor ve bu kanser türü haliyle dokuzuncu sıraya düşüyor. Yine aynı araştırmaya göre ülkemizde bir senede 1600 kadar rahim ağzı kanseri olduğu söyleniyor.1600 çok düşük bir rakam, bunun da doğruluğunun sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz; sadece Ankara’da görülen vakalar bile bu sayıya eşit!”

Uzmanların bakanlık yetkilileriyle hemfikir oldukları tek konuysa aşının yüksek maliyeti dolayısıyla geri ödeme sistemine henüz dahil edilemeyeceği gerçeği. “Aşı şu anda ulusal sağlık politikalarında ekonomik sebeplerle yer almıyorsa, en azından bir seçenek olarak ekonomik imkânı olanlara sunulması gerekir” diyor Prof. Dr. Tıraş. Ama İstanbul İl Kanser Kontrol Koordinatörü Dr. Mehmet Uhri’nin açıklamalarına göre Kanserle Savaş Dairesi’nin bu konuda kesin kararı bulunuyor: “Bakanlığa bağlı çalışan 52 kanser erken tanı merkezinde aşıyla ilgili bilgilendirme de dahil hiç bir şey yapılmıyor; bu bakanlığın tercihi. ‘Aşımı aldım, yapın’ diyenlerin talepleri de geri çevriliyor.” Kadın doğum hastalıkları uzmanı Dr. Melih Gündüz bu durumu Hepatit B örneğine benzetiyor: “Hepatit B aşısı gündeme geldiği ilk günlerde, virüsün sadece kan nakliyle geçtiği söylenirdi. Dolayısıyla ‘Risk grupları oluşturulsun ona göre aşı yapılsın’ dendi. Bu nedenle yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Sonra Dünya Sağlık Örgütü risk grubuna bakılmadan herkesin aşı olması gerektiğini söyleyince tüm dünya ve ülkemizde Hepatit B, aşı programına alındı. Ama ya o ölen yüz binlerce insan? Şimdi aynı bedeli yeniden mi ödeyelim? Bugüne kadar tüm dünyada 20 küsur milyon HPV aşısı yapıldı. Bu başarıyı uzaktan mı seyredelim yoksa paylaşalım mı? Elimizde bilimsel bir gerçek var: İki kadından biri yaşamı boyunca HPV ile karşılaşacak. Bu verilere sahipken bu kadınlardan kaçı kanser olup hayatını kaybedecek, bunu mu tartışacağız!”

Kaynak : http://www.internethaber.com/her-iki-kadindan-biri-hpvli-347189h.htm?interstitial=true#ixzz1NHaPVMVA

hpv riskleri

Rahim Kanseri

Rahim Kanseri

Rahim kanseri veya tıbbi literatürde “uterin kanser veya uterus kanserleri” denildiğinde rahim içini döşeyen endometriumdan (rahim iç zarı) kaynaklanan kanserler anlaşılır. Bu kanserlere “endometrium kanseri” de denir.

Kadınlardaki tüm kanserler arasında dördüncü sırada olup, aynı zamanda en sık görülen kadın üreme sistemi kanseridir. Rahim kanseri genellikle menopoz sonrası yıllarda ortaya çıkmaktadır. Genellikle 50-60 yaşları arasında görülür.

Rahim kanseri endometrium dokusunda geliştikten sonra kadın üreme sisteminin diğer organlarına da yayılma eğilimindedir. İlk önce rahim ağzı (serviks), tüpler ve yumurtalıklara doğru yayılır. Daha ilerlemiş hastalık durumlarında lenfatik damarlar aracılığı ile vücudun diğer bölümlerine atlar. Bir kanserin lenf veya kan yoluyla yayılması olayına “metastas” denir.

Uterus (Rahim) Kanserlerinde Risk Faktörleri rahim kanseri

* Geç menopoz
* Çocuk doğurmamış olmak
* Genç yaşlarda adet düzensizlikleri, adet gecikmeleri, PCOS
* Şişmanlık (Obesite)
* Hipertansiyon
* Şeker hastalığı (Diabetes mellitus)
* Endometrial hiperplazi öyküsü olanlar
* Önceden doğum kontrol hapı kullanmış veya kullanmakta olanlar rahim kanseri ve yumurtalık kanseri için risklerini azaltırken, rahim ağzı (serviks) kanseri için risklerini arttırırlar.

Rahim (Uterus) Kanserlerinde Ne Tür Şikayetler Olur?

Rahim kanserinin ilk bulgusu menopoz sonrası dönemde vaginal kanamalar iken adet gören kadınlardayse düzensiz adet kanamaları şikayetleridir.

ÇOK ÖNEMLİDİR! Menopoz sonrası kanaması olan veya 40 yaş sonrası artmış (özellikle pıhtılı) vaginal kanama şikayeti olan tüm kadınlar rahim kanseri riskine karşı doktora başvurmalıdır.

Ayrıca periyodik jinekolojik muayeneler sırasında vaginal ultrason ile rahim iç zarı (endometrium) kalınlığı ölçümü de rahim kanseri hakkında fikir verebilmektedir.

Menopoz sonrası yıllarda kalınlaşmış bir endometrium izlenmesi durumunda da hastalar kanser açısından değerlendirilmelidir.

Pap-smear testi rahim kanseri erken tanısında kullanmaya elverişli bir test değildir. Bu test daha çok rahim ağzı (serviks) kanseri taramasında önemlidir.

Rahim Kanserlerinde Tanı Nasıl Konulur?

Rahim kanseri kesin tanısı, rahim içersinden kürtaj yolu ile parça alınması (probe küretaj veya fraksiyone küretaj) ve bu parçanın mikroskop altında bir patoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi ile konur.

Patolojik değerlendirmede rahim kanseri tanısı konmuşsa, kanser hücrelerinin davranış potansiyelini gösteren hücresel “grade” (kanserin derecesi) belirtilir. Bu aşamadan sonra rahim kanserinin yayılma derecesini saptamak için ek tetkikler yapılabilir.

Rahim Kanserlerinde Tedavi Nedir?

Rahim kanserinin tedavisinde cerrahi olarak rahimi almak (histerektomi operasyonu) temel prensiptir.

Operasyon sırasında hastalığın yaygınlığını saptamak amacıyla karın içersinden örnekler alınır, tüpler ve yumurtalıklar çıkartılır. Bunlara ilave olarak alt karın bölgesi ve aort damarı etrafındaki lenf bezlerinden de örnekler alınır.

Ameliyat sonrasında çıkartılan tüm parçalar patolojik değerlendirmeye alınarak hastalığın yaygınlığı saptanır.

Eğer kanser rahim dışarısına yayılmamışsa histerektomi tam kür sağlar.

Ancak kanser başka organ veya lenf dokularına da yayılmışsa ek bir tedavi gerekecektir. Bu tür ilerlemiş rahim kanserlerinde cerrahiden sonra radyasyon (ışın) tedavisi uygulanmaktadır. Çok özel bazı durumlarda ilaç tedavisi (kemoterapi) de rahim kanseri tedavisinde uygulanabilmektedir.

gynaecoloog arahim
Categories