Zamansız Kadınlar…Tomris Uyar…

Üç şiir … Bir roman…

Aşık için yaratılmış bir kadın. Şiir yazmasa da şiir gibi severdi sevilirdi. İçtikçe keyiflenir, keyiflendikçe güzelleşirdi. En ufacık kıvılcım olan kalpleri bile dile getirirdi gülümseyişi. İnsanın derinliklerine dokunurdu dalgıç bakışlarıyla, konuşunca bahar çicekleri açardı zemheri ayazlarında bile. Sevilen ya da seven olması aşk için aşık olan için fark etmezdi.Edip Cansever’e dünyayı dolaşıyordu. Ne kadar dolaşsa da dünyayı. Hiç bir zaman uzun bir yolda yürürken göremedi.
Nice güzel kadınları aldı kalemine. Tek bir şiir yazmadan. Küçük kalplere büyük şiirler yazdıracak ilham vardı onda.
“Daha nen olayım isterdin, onursuzunum senin.”Dedirtmişti Cemalettine. Ay ışığında bileğinden öpülerek seviliyordu. Evli olmaları aşklarını aynı çatı altında yaşamalarına engel olamadı. Sevgiliyle her anını geçirmek isteyen sadık bir aşıktı Cemalettin. İnsan hiç arkadaşlarıyla zaman geçirmek istemez mi? Gez dolaş. Arkadaşlarınla zaman geçir her gün evden işe. İşten eve gidip geliyorsun dedi diye Cemal Süreya artık yaşadıkları binanın önünde saatlerce oturtup saatlerin geçmesini beklettiren kadındı.
Kısaydı üç sene. Az olsa da özdü. Söz vermişti. Kimsenin yanında konuşmayacaktı. Sesinden duyulmayacaktı. Dudaklarından dökülmeyecekti sevgilinin ismi. Durdu sözünde. Dönmedi sözünden. Gitse de duramadı. Bıraksa da gidemedi.
Turgut Uymaza (Can Yücel öyle demişti ölümünün arkasından Turgut Uyar için) yar oldu. Ulaşılmaz kadın. Onun soyismi iliklendi ismine. Ne de olsa o da bir uyumsuzdu. O da bir uymazdı. Hakkını verirdi elini attığı her şeyin. Kalbinin saati bozuldu Bay Uymazın. Bayan Uymazda artık duracaktı. Sıradan olan hiç bir kelimeyi araştırmadı Sevdiği kadına. Hep elinden gidecekmiş gibi davrandı İçli çocuk. İçli çocuğun hep her her şeyi oldu. Öyleki sürekli birinci seçildi. Sevgili sıkılsada bu seçilmişlikten. En uzun soluklu aşkıydı Turgut Uyar. Turgut Uymaz. Tomris Uyarın. Uymazın..
Edip Cansever ahh Edip Cansever. Edepli Edip Cansever. İçinde yaşadıkların. Yazdıkların eminim ki içindekilerin yarısının çeyreği bile değildi. Sevdiği kadının sevdiği şeyleri severdi. Nasılda gönlün sevdiğin kadının başkalarına yar oluşunu izlemeye dayana bilmişti. O gönül ki: Tomris rakıyı sevdi, bense Tomris’ i diye sana yazdırdı.
Şiir gibi bir kadının. Döneminin en başarılı şiirlerine ilham olan kadının gönlünde hepsinin yeri çok başkaydı. Maddi manevi zorlukların arasında ömrü geçen kadına hayat sadece aşkları, aşıkları değil. Sadece sevmeyi sevilmeyi değil. Evlat acısını da karıştırmıştı.
Bir aşk üç kalbi bir birine yakınlaştırmıştı. Nefret kin ulaşamamıştı bu kalplerin sevdasına karışamamıştı.
Cemal Süreya: sürekli küsüşürdük. Çocukça küsüşmeler. Ki bu tür küsüşmeler yakınlıktan doğar diye anlatırdı edepli Edip Canseveri. “Cemal Süreya’ya içki içmesini ben öğrettim.” Diyen Edip Cansevere cevap gecikmeden gelir Cemal Süreyadan. Edip’e şiir yazmasını da ben öğrettim. Eski zamandan vardır şairlerin atışması. Savaş meydanlarında önce şairler çarpışırdı. Sözleri kelimeleri kuşanırdılar. Onların meydanı savaş meydanı değil aşk sevda meydanıydı. Üstelik savaş adına her şeyden uzak bir meydandı onlarınki. Bu atışma meydanına Turgut Uymazda kendi farkını ortaya koyar. İkisi tartışırken, İçli çocukta yüreğinin saatini bozdurup Tomris’te birleştiriyor yelkovanıyla akrebini. Ve Tomrisle evleniyor.
Yine hayat getirdiklerinden kat kat çoğunu götürmeye devam ediyordu. Üstelik ona aşık olan ve onun ilham olduğu şiir, kalpleri yolcu etmekte onun göreviydi. Nasıl da zorlu bir görevdir. Acısı katmerlidir. Sancıları fersah fersah bitmezdir.
İlk yolcusu İçli çocuktur. Turgut Uyar… Turgut Uymaz… Hayata sevdiği kadına veda ederek çıkıyor son yolculuğuna. Şiirin kızıl saçlı levendi( Can Yücel) kendi kalemiyle şöyle kaleme alır kendi vefatını:

“ Ben bir gün giderim ki neyim kalır,
Eksik bıraktığım her şeyim kalır.
Yaz günü kim ister ki öldüğünü
Eksik bıraktığım her şeyim kalır”

Güzleri kullanırdı o kadar sevmese de dünyayı. Kullanırdı açıp da penceresini sonsuza kadar(Edip.C).Öldüğü gün herkesi işten attılar.(Cemal.S)
“Öldüğümde el yazısıyla tek şiirim kalmayacak arkamda” vasiyet ederek gider. Bayan Uyarın Ömür Eşi Gün Eşinin tek istediği vardır hayat arkadaşı için. Turgut Uyarın öldüğü gün değil. Doğduğu günü hatırlanmasını ister sadece. Nasıl ki o Turgut Uyarın yüreğinde bozduğu saatin sahibinin vasiyetine uyar. Onunda ettiği vasiyete uyulmasını gönülden istemiştir.

Yeşil ipek gömleğinin yakası
Büyük zamana düşer.
Herşeyin fazlası zararlıdır ya,
Fazla şiirden öldü Edip Cansever.

Akşam sekiz otuz haberlerinde duyulunca Edip Canseverin dünyasını değiştirdiği. Cemalettini hiç görülmemiş bir ağlama nöbeti esir alır. Öyle bir esir alınmaymış ki bu, oğlu teselli etmeye çabalamış çaresizce. Faydasızdı her şey. Çaresizlikti. Sadece şiiri edebiyatı değil. Hayatında paylaşılmışlığı vardı.
Tomris Uyara sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabileciğini, örselenebiliyor olmasını, bitebileceğini. Bitmeyen tek aşkın, gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretiyor. Aşk tutkudur. Arkadaşlık huzurdur. Tomris Uyarın anladığı Edip Canseverin verdiği Tomris Uyara ulaşan tam olarak huzurdu. Ne yazık ki o huzuru sahibiyle birlikte yolcu etmekte Tomris Uymazın göreviydi.
Üç aşk dolu kalbin sonuncusudur yolcuğa çıkan. Cemalettin’i anlatmaya ne kadar uğraşılsa kendisi kadar iyi anlatamaz kimse.
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…

Söylenecek tek bir hece bulamayınca. Sözün bittiği yer. Tam olarak orası evet evet tam o nokta işte.
İlkelerinden doğrularından asla kaçmayan. Aksine inandıkları şeyleri sonuna kadar savunan üç koca yürek. Maddi manevi zorluklarıyla sürdürdükleri yaşamlar. Her kesin yaraları içlerinde saklıdır. Leke sürmeye çalışanlara inat beyazlarında siyah noktalar bile utandıklarından tutunamayıp, öylece aklanmalarını izlemek zorunda kaldılar. Hiç bir şeye hiç kimse karşısında eğilmeyen başları bir tek şiir gibi bir kadın önünde eğildi.
Yine de yaraların kapanmamasından yanaydı. Hayat hikayesinin yazılmasını hiç bir zaman istemiyordu. Kendi elleriyle kendisine ördüğü kozadan tüm verilen uğraşlara rağmen çıkmayan bir kadındı. Tatsız tuzsuz ve oldukça yalancı birisin diyordu hep kedisine. Başaramadığı şeylerle yüzleşecek gücü olmadığını düşündü. Tüm bunları kendisi için lüks suçlamalar olduğunu düşündüren şey yaralarıydı. Çünkü ölemeyecek kadar yaralıydı Tomris Uyar.

Kendi dönemi dahil tanıyanların hayret ettiği bir kadındı. Kimse ödemekte olduğu bedelleri görmüyordu. Hani biraz kaba olucak ama, davulun uzaktan gelen ritmine göre söz yazıyorlardı. Kimse bilemez üç büyük şiir dolu kocaman kalbi dünyadan yolcu etmek ne demektir. Kimse anlayamaz. Zaten anlatılmaya kalkınsa bile umutsuz bir çırpınıştan başka bir şey olmazdı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *